Yavuz BAYDAR 26 Ocak 2009 Pazartesi, SABAH

Şu sorumsuz medyamız

Herkes nasıl 'kendine demokrasi' peşindeyse, herkes kendine hizmet eden bir medya peşinde. İlke-kural nedir bakan pek yok. Demokrasinin altını oyan bir iklimde, fatura dürüst gazeteciliğe çıkarsa şaşmayalım. 
Yaza yaza sıkıldım ama nafile. Türkiye'de medya kendisine çeki düzen vermeye yanaşmadığı sürece demokratikleşme ve hoşgörü, adalete saygı, boş birer hayal olarak kalmaya devam edecek.
Ergenekon eksenli haber ve yorumlar, yeni her gelişme, medyayı eleştiri odağı haline getirdiği ölçüde mevcut alışkanlıklar, bildik refleksler de keskinleşmekte.
Kırılgan ülke Türkiye'de "yalan" ve "gerçek" etrafında topyekûn bir "doğruya odaklı bilgi" ve "yanıltma amaçlı dezenformasyon" savaşı yaşanıyor.


Özgürlük ve adalet mücadelesinde saflar bellidir. "Gazeteci" kisvesi altındaki savaşçı medya misyonerleri, demokrasi düşmanları acımasız.
Medyaya yönelik çoğu haklı eleştiriler sertleşip yaygınlaştıkça, yanlışlara yeni yeni örnekler de ekleniyor.
Alalım emekli albay Abdülkerim Kırca'nın intiharını.
En basit noktadan başlayalım. Artık evrensel kural halini alan, "intihar haberlerinde titizlik" ilkesi, özellikle intihar yönteminin haberlere girmemesini önermekteydi. Ama, SABAH da dahil, hemen her gazete, Kırca'nın hayatına nasıl son verdiğini baş sayfalarına taşıdı.
Acaba kendisini nasıl öldürdüğünün, habere ne katkısı vardı? Hiç.
Önemli olan sadece "intihar"ın vuku bulmasıydı, ama altın kural yine kaale alınmadı. Ölenin anısına ve ailesine saygısızlık yapıldı.
Ardından Genelkurmay'dan öfkeli bir "medyayı sorumluluğa çağırma" notu geldi.