ZİYARETÇİ DEFTERİ

Ziyaretçi Defterine YazZiyaretçi Defterine Yaz:

Necati KAYA     24 Aralık 2009 14:55 | İzmir
Değerli Komutanım,
Vatan için yaptığın hizmetlere sonsuz şükranlarımızı sunarken, senin onurlu davranışının soysuzların yüzüne bir tokat misali inmesini diliyorum. Ruhun şad olsun. Mekanın cennet olsun.

hüseyin karaahmetoğlu     24 Aralık 2009 08:26 |
Bu Vatan İçin..

O, bir kahraman askerdi. devletimizin ‘Övünç Madalyası’ verdiği bir gazimizdi O. Tekerlik sandalyesi ile yaşama tutunmaya çalışan, devletine asla küsmeyen bir değerdi Abdülkerim Kırca. Ve bir gün, bir PKK itirafçısının ortaya çıkıp, hakkında gayri ciddi ithamlarda bulunarak, yaşama tutunduğu tek dalı kopartıp atmıştı. Hak etmediği bir iftiraya uğrayıp, onurlu yaşamaya çalıştığı memleketinde yaşamına son vermişti.

Daha önceki bir yazımda, ‘Pişmanlık Yasası’ndan yararlanan bir teröristin cezaevinden çıktıktan sonra yeniden eylemler yaptığını ve hakkında Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldığını yazmıştım. İşte burada da, yine benzer bir itirafçının, benzer bir eylem daha yaptığını görüyoruz. Bu kez bir başka kahramanımızı ne bombayla, ne kurşunla değil, iftira kokan sivri sözleri ile öldürmüş, şehit etmiştir!..

Ben cenaze töreni ile ilgili gazetelerdeki fotoğraflara bakarken, bir fotoğraf çok dikkatimi çekmişti. O an içimden bir şeylerin yok olduğunu hissettim. Belki de o kadar küçük görünen bu fotoğrafın, ne kadar büyük fotoğraf olduğunun farkına dahi varamamıştık.

Fotoğrafta, cenaze töreninde sıra sıra dizilmiş tekerlekli sandalyeye mahkum gencecik gazilerimiz durmaktaydı. Hepsinin gözlerinde anlamlı bir bakış vardı. Belki de ‘Devlet’ olabilmenin ne kadar zor olduğunu anlatmaya çabalıyorlardı. Ya da belki de bir gün onlar içinde bir itirafçı ortaya çıkıp, aynı şekilde haksız ithamlarda bulunabilirlerdi!..

İşte bu ‘kınalı kuzularımız’ tekerlekli sandalyede sıra sıra otururken, bir başka şey aklıma geldi. Acaba bu kahramanlar, şehidimiz Abdülkerim Kırca’nın tabutuna bakıp ne düşünüyorlardı? Bunu tahmin etmeye çalıştım. Bir şeyler beynimde gidip geldi ama net bir sonuca varamadım. Bence kimse boşuna uğraşmasın. Onların ne düşündüğünü, beyninden ne geçtiğini sadece ve sadece kendileri bilebilirlerdi…

Bence hepsi birer kahramandı.

Bazen soğukta yürürken düşünürüm, karda, yağmurda, ateş gibi sıcakta gezmenin zorluğunu. Hemen bir yere sığınmak isterim. Gece ayazında sokakta kalmanın ne kadar zor olduğunu betimlerim. Aklıma soğuğu iliklerime kadar hissettiğimde, karın metrelere ulaştığında, tipinin ve vahşi hayvanların kol gezdiği sınır uçlarında, gece gündüz bu vatanı bekleyip nöbet tutan kahraman gençlerimizi düşünürüm. Ne kadar büyük bir fedakarlık yaptıklarını o an anlarız. Bu vatanı zor şartlarda altında beklediklerini hiç düşünürüm o an. Bizler sıcacık yatağımızda yatarken, soğuk kış günlerinde, düşmanın nerde geleceğini bilemeden gözünü dört bir yanına çevirip bekleyen bu gençlerimizin yaşadıklarını düşünürüm. Peki, kaçımız bunu düşündük?
Ya bu topraklar için çatışmaya girip şehit olan gençlerimizin ailelerini düşündük mü? Kendimizi onların yerine koyup nasıl bir travma yaşadıklarını hissedebildik mi?

Ya gazilerimizi, tekerlekli sandalyeye mahkum olanlar, ya gözlerini, kollarını, bacaklarını kaybetmiş gazilerimiz, birkaç kişinin yardımı ile yaşama tutunmaya çalışanları hiç düşündük mü?

Çoğumuz düşündük ama hiç birimiz onların yerinde olmayı asla düşünmedik ve hiçbir zaman kendimiz asla o kaderin bir parçası olmak istemedik.

Oysa onlar ve Abdülkerim Kırca, bizim birer parçamızdı ve bizler o nadide parçalarımızı son zamanlarda koruyamaz olduk. Bir iftiraya kurban edip, yok ettik.

İşte yok ettiğimiz Abdülkerim Kırca’nın ölümünden kim sorumludur, sorusunu sormak da gerekiyor…

Bence hiç kimse bu sorumluluğu üzerine almayacaktır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1929’da “Büyük olmak için, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin. Hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için hakiki mefküre ne ise onu görecek, hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna mütehammül olacaksın, önünde nihayetsiz manialar yığacaklardır, kendini büyük değil, küçük, zayıf, vasıtasız, hiç telakki ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine kani olarak bu maniaları aşacaksın. Bundan sonra da sana büyüksün derlerse, söyleyenlere güleceksin” derken birçok şeyin anlamını ifade ediyordu!..

mustafa aslan     23 Aralık 2009 21:09 |
KAHRAMANA ÖDÜL, ÖLÜM MÜ?
Lekesiz yaşamanın, onurlu ölmekle eş değer olduğunu ispat için bir yiğit daha, bir daha ölümü öldürdü!
Yıllardır; Kahramanı olmayan ve kahramanları ölmeyen toplumlar, millet olamaz! Diye feryâd ederim! Her şehît haberinde; yüreğimi ağlayan şehîd ***-baba-kardaş-bacısına dert ortağı eder, devlet olmanın ve devlet kalmanın bedelini ödeyen şühedâmın önünde saygıyla eğilir, hâlâ kahramanları olan milletimle ve kahraman doğuran Türk analarıyla onurlanırım.
Amma, Türk yüreğim çok kırgın, çok kızgın!
Madalyalı iki Kahraman millet evlâdının, onurları uğruna, ölümü öldürerek ölümsüzleşmelerinde Türk yüreğime sînem, dar geldi!
Bu iki Kahraman; Türk Tarihine yüz karalığını ispât için 2009 senesini, başlangıç ve bitiş günlerinde, elleriyle aldıkları canlarıyla mühürlediler!
Abdulkerim Kırca Albay, avukatına; "Teröristler kadar değerimiz yok! Ben, bu onursuz insanlarla yaşamak istemiyorum." dedikten sonra, devlet-millet düşmanlarına sıktığı silâhını, cesâret ispatı irâdesiyle kafasına sıkmıştı! 19 Ocak 2009
Bir başka madalyalı kahraman, Ali Tatar Yarbay da yıllarca, devlet-millet uğruna onurla kullandığı beylik tabancasını kafasına sıktı! 20 Aralık 2009
19 Ocak - 20 Aralık ...
Biri 2009'un başladığı, diğeri bu mel'ûn yılın bittiği ay! İki Kahraman Millet Evlâdı'nın, Türk yüreklere 2009'u bütün ayıplarıyla teslîm edebilmek için gizli kavilleşmeleri mi?
Şimdi söz, karar ve sıra senin Türk Milleti! Kahramanı ölmeyen toplum, millet olamazsa kahramanına sahip çıkamayan millete ne denir?
Nihal Atsız; "İdeali olan milletler, koyunlardan kahraman çıkarır; ideali biten milletler, kahramanlarını koyunlaştırır." demişti! "Söz uçar, yazı kalır." bu işte! Atsız; kendi zamanındaki onur zedeleyen davranışları, canının yangısıyla böyle izah etmiş! Biz ne yapacağız? Bu kara seneyi yaşamak talihsizliğine mecbûr olan bizler ne yazacağız uçmadan kalsın diye?
Sevgili Yavuz Selim Demirağ, empati yapmağa gayret etmiş! Can çekişmiş sağken yiğitçe, Türkçe! Canım çıksın! Canı en az benim kadar yanmış demek ki! Mümkün mü be Delikanlım? Sağ ölüler ne anlarlar, ölümü öldürebilecek yiğitliğe izinli dirilerin halinden?
21 Mart Muhtırası'ndan sonraki ahvâli, müthiş muhayyilesi ve karakteriyle "Ruh Adam"da, tarihe şerh düşen Atsız'dan, iki kısa paragraf: "Yanlış ve yalan dâvâlar, dâima parlak gözükür. Fuhşun felsefesini yapmak, nâmusun müdâfaasını yapmaktan daha kolay olduğu gibi..." ve;
"- Askerlik öldü general! Sinsi siyâsetçilere sırf üniformalı oldukları için asker diyemem! Asker olduklarını kapımda bekleyen inzibat teğmenleriyle erlerine öğretiniz. Üniformalı politikacılardan aldıkları telkinle bana selâm vermiyorlar!"
Abdulkerim Kırca Albay'ın birlikte yaşamak istemediği insanlarla, Atsız'ın sonsuza kadar kafa tuttuğu üniformalı politikacılar arasında bir illiyyet-nedensellik var mıdır? Çok ama çok, hatta ölesiye merak ediyorum!
Gözümü kapattığımda; ölümü öldürerek ölümsüzleşen yiğitler, trilyonluk zırhlı makam araçlı emekli paşalar, Silivri'de tutuklu madalyalı Kahramanlar, 21 Mart Muhtırası paşaları, Netekim Paşa, askere olmadık komploları dillendiren AKP'li Hüseyin Çelik, son günlerin en popüler ağlayanı Bülent Arınç, Fetullah Hoca'dan methiyeli Özkök Paşa, demokrat siyasallaşmış teröristler, sîne-i AKP'yi onlara açan Başbakan, mevcût Genel Kurmay Başkanı'm, teknotratlar, bürokratlar, kiralık akademisyenler, dolma kalemler; Muhteşem Türk Atatürk'ümün ve Türk Milleti'nin önünde resmî geçit yapıyorlar!
Millet; ölümü öldüren kahramanlarından başkasını alkışlamıyor, Atatürk onlardan başkasını selamlamıyor! Aklım karışıyor! Hayâlim isyân ediyor! Nâtıkan tutuluyor! Dayanamayıp gözlerimi açıyorum ve asla cevaplayamadığım korkunç sualim, bir daha patlıyor suratıma: Bu kadar Mehmetçiğim neden kahramanlaştı ve Kahramanlarım neden canlarına kıyıyor, NEDEN?!
"TÜRK'ÜM. BU AD, HER ÛNVANDAN ÜSTÜNDÜR."
Selâm, sevgi, dua...
Mustafa ASLAN

yavuz selim demirağ     23 Aralık 2009 21:07 |
Samurai'nin onuru
Tezatlar ülkesi haline dönüşen canım memleketimin ihanet manzaralarını endişeyle izliyoruz. İşlerine gelince “Demokrasi, insan hakları” gibi kelimeleri ağızlarına sakız yapanlar dünyanın hiçbir ülkesinde Türkiye’deki aymazlığı gerçekleştiremezler.
Utanmasalar “asrın Mehdi’si” ilan edecekleri Obama’nın ABD’sinde sıkı mı orduda görevli bir rütbeli ile ilgili yalan-yanlış yayın yapmak... Vietnam, Afganistan ve Irak’ta insanlık suçu işlediği mahkemelerce kanıtlanmış personel için bile böylesi fütursuz haberleri yazan yayın organlarının akıbetini araştırın da görelim.
Üstün hizmet-feragat ve Devlet Övünç Madalyası’na hak kazanmış herhangi bir vatandaş bizdeki milletvekili dokunulmazlıklarından çok daha sıkı korunur. Çünkü çoğu ülkede siyasetçi milletvekili-senatörlerin dokunulmazlık zırhları yoktur. Meclis ve Senato kararıyla devlet başkanları bile sorgulanıp yargılanır. Tıpkı ünlü Oval Ofis skandalında olduğu gibi.
Eşine artık Japonya’da rastlayabildiğimiz onur intiharları uzunca bir süredir duyulmuyor. Samurai’lerin harakiri cesaretini gösterebilecek yürek sayısı şimdi Japonya’da bile tartışılırken bizim gıpta ile seyrettiğimizi kim inkâr edebilir. Kaldı ki Japonya’nın resmi-yazılı yasalarında harakiri yoktur. Ama binlerce yıllık gelenek yaşatılmaktadır. Ailesine ve ülkesine zarar vermemek için onurla intiharı tercih edenlerin suçsuz olduğu kanaati hâkimdir. Ancak aynı Japonya’da Samurai’leri, ülkenin hizmetindeki personeli ucuzca itham etmek mümkün değildir.
Devletin güvenliğiyle ilgili birimlerde görev yapan personelin sebep ne olursa olsun yargı süreci bitene kadar kimliğinin açıklanmaması yasalarında da, geleneklerinde de, teamüllerinde de vardır.
PKK terör örgütüne karşı verdikleri olağanüstü mücadelenin bedelini dolandırıcılığı ve ihaneti mahkemelerce kanıtlanmış iftiracı ve itirafçıların ifadeleri yüzünden çok pahalı ödeyen personel şehit olup veya onuru ile hayatına son verip kurtuluyor. Ama ya geride bıraktıkları... Eşi, oğlu, kızı, annesi, babası, yedi sülalesi ne yapacak!
Televizyon kameraları caddesini, sokağını, oturduğu apartmanın dairesini, köyünü ekranlara taşıyarak birilerine “işte burada!” diye hedef göstermiyor mu? Gazeteler ev ve cep telefonlarını bile yazıp “uğraşmanıza gerek yok, işte burada” diye işaret etmiyor mu?
Askerlik mesleğinden, Türk vatandaşı olmanın onurundan asla taviz vermediğine yürekten inandığım Abdülkerim Kırca on yıldır mahkûm olduğu tekerlekli sandalyeden ölümü tercih ederek kurtuldu. İstese eşi ve iki kızına daireler, arabalar alacak, banka hesaplarına para yatırabilecek işlere bulaşabilirdi. Bildiğim kadarıyla kooperatif evi bile yok. Emekli maaşı ve onurlu ismi dışında miras da bırakamadı.
Ya Levent Göktaş... Türk ordusunun göz bebeği özel kuvvetlerde yirmi yıl dağlarda terörist kovaladı. Yaşadıklarını, bildiklerini kitap haline getirip para kazanmayı aklının ucundan bile geçirmedi. Hukukun üstünlüğüne inandığı için üniformasını çıkarınca avukatlık yapmaya başlamıştı. Hakkı olduğu halde generalliğe terfi ettirilmemesine bile sitem etmedi. Haksız yere itham edilen silah arkadaşlarının davalarına beş kuruş almadan bakıyordu. Hukuku çiğnemeyi alışkanlık haline getirenler yasaya rağmen savcı ve baro avukatları olmadan bürosuna girip bazı CD’ler bulduklarını iddia ediyorlar. Levent Göktaş’ın tutuklanmasını terör örgütü zil takıp oynayarak duyurdu. PKK internet siteleri “Kodese hoş geldin!” diye alay ediyor canlarına od tıkayan Göktaş için. Tutuklu bulunduğu cezaevinden eşine “bugünleri görmektense Cudi’de, Gabar’da şehit olmayı yeğlerdim” diyen Göktaş’ın şahsında hayatlarını terörle mücadeleye adayan yiğitleri yürekten selamlıyorum.

orhan karataş     23 Aralık 2009 20:50 |
VATANA HİZMET SUÇ OLDU


Canıyla, kanıyla, bütün imkan ve yetkileriyle vatana hizmet etmiş, kahpelere karşı direnmiş, şehitlik mertebesine ulaşmış, gazilikle onurlanmış insanların, yalan yanlış şeylerle hedefe konulması, özellikle de terör örgütü üyeliği ile suçlanması aklın, ahlakın, vicdanın kabul edebileceği şeyler değildir. Elbette her insan suç işleyebilir, kanunsuzluğa bulaşabilir. Hatta bu yüzden ceza da alabilir. Ancak, bu onların vatanseverliğini ve kahramanlığını gölgelemez. Kahramanlarına, şehitlerine, gazilerine sahip çıkamayanlar rezil ve zelil olmaya mahkumdurlar.
EN BÜYÜK ZARAR
AKP döneminin bu ülkeye, bu millete verdiği en büyük zarar tam da bu noktadadır. Milli ve manevi değerler bilinçli ve kasıtlı biçimde hedef haline getirilmiş ve kesintisiz bir saldırıya uğramıştır. Önceleri gizli ve sinsi biçimde yapılan bu saldırılar, artık alenileşmiş ve hızlanmıştır. Atatürk'ten Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün kurucu ve birleştirici unsurlarına, İstiklal Marşımızdan bayrağımıza kadar ne kadar milli değer ve sembol varsa hepsi üzerinde tartışma başlatılmış ve yıpratılmıştır. Türk olmak suç sayılmış, Türklük değerleri aşağılanmıştır.
İÇİM ACIDI
Emekli Albay Abdülkerim Kırca'nın intiharı bütün bu gelişmelerin sonucudur ve vahametin boyutlarını acı biçimde ortaya koymaktadır. Abdülkerim Kırca'yı hiç tanımadım. Kim olduğunu, nerelerde görev yaptığını intiharından sonra televizyonlardan ve gazetelerden öğrendim. İntihar haberini televizyondan izlerken içim acıdı. Kendisine yöneltilen suçlamalar, takılan sıfatlar bu acıyı daha da derinleştirdi. Aklıma yıllar önce şahit olduğum ve bir olay geldi; Akşam eve gidince eşim, oturduğumuz mahallenin gençleri kapı kapı dolaşarak imza topladıklarını söyledi. İmzaların ne için toplandığını sorduğumda aldığım cevap karşısında şok olmuş ve çok sinirlenmiştim. Oturduğumuz sokağın ismi değiştirilip, Şehit Alaattin Saraç Yakupoğlu ismi verilmişti. İsim çok uzunmuş ve sokağın eski adıyla kalması için imza topluyorlarmış. O an evde olmayı ve o gençlerle karılaşmayı çok istemiştim. Kendilerine en azından şunu söylerdim: Bir insan ülkenizin birliği ve bütünlüğü için, sizin ve ailenizin bu sokakta güven içinde yaşamanız için canını veriyor, ama siz onun ismini bir sokağa vermeyi çok görüyorsunuz. Bunu vicdanınıza, ahlakınıza, imanınıza nasıl sığdırıyorsunuz?
ÖNCE YAFTALIYORLAR
Albay Abdülkerim Kırca görev süresi içerisinde yanlış bir şey yapmış mıydı? Bunu kimse bilmiyor. Sadece iddialar var. Ancak haber yapılırken bile isminin önüne bir takım sıfatlar konulması ne kadar önyargılı hareket edildiğinin ve bu ülkenin değerlerinin nasıl ayaklar altına alındığının ispatıdır. Önce yaftalıyor, sonra ismini söylüyorlar. Bu nasıl adalettir, bu nasıl hukuktur, bu nasıl vicdandır?
YERİNDE SİZ OLSANIZ
Şimdi bir an için kendinizi Emekli Albay Abdülkerim Kırca'nın yerine koyun ve düşünün. Yıllarca canınızı dişinize takıp, bu ülkenin birliği ve bölünmezliği için en zor şartlarda görev yapacaksınız.En yakın silah arkadaşlarınız,size emanet askerleriniz şehit olacak. Bu uğurda defalarca ölümden dönüp, ebedi sakat kalacaksınız ve bir sandalyeye mahkum olacaksınız. Bütün hayatınız alt-üst olacak.Devletinizden üç altın madalya alacaksınız. Cumhurbaşkanınızın elinden aldığınız"Devlet Övünç Madalyası"nı bir teselli sayarken, bir sabah gazetelerde "terör örgütü üyesi" olmakla suçlandığınızı göreceksiniz. Arkadaşlarınızı sizin öldürdüğünüz söylenecek .Ve sizi bu iftiralarla mahkum etmeye çalışacaklar. Terör ve teröristle mücadelede canını ortaya koyanların terör örgütü üyesi olmakla suçlanmasından daha ağır ne olabilir? Böyle bir suçlamayı, böyle bir muameleyi hangi ruh, hangi akıl, hangi beden kaldırabilir? "Ben bunun için mi hayatımı ortaya koydum? Ben bunun için mi bedenimin yarısın kaybettim? Ben bunun için mi malul ve zelil oldum?" demez misiniz? Belki de Albay Abdülkerim Kırca'da böyle düşündü ve o ruh hali içinde bu leke ile yaşamak yerine, hayatının bütün aşamalarında olduğu gibi onurlu ve gururlu biçimde ölmeyi tercih etti. Onu ölüme sürükleyenleri kendi vicdanları ile başbaşa bıraktı.
KİM SEVİNDİ?
Bir soru daha sorayım: Albay Abdülkerim Kırca'nın intiharına en çok kim sevinmiştir? Hiç şüphesiz onun yıllarca mücadele ettiği teröristler, bölücüler ve hainler sevinmiştir. En çok kim üzülmüştür? Hiç şüphesiz ailesi, silah arkadaşları, bu uğurda şehit ve gazi olanlarla onların yakınları ile bu ülkenin birlik ve bütünlüğünü herşeyin üzerinde tutanlar üzülmüştür. Şu anda Albay Abdülkerim Kırca gibi canını dişine takarak bu ülkeni bölünmez bütünlüğü için mücadele verenlerin bu olay karşısında neler düşünebileceğini, hangi duyguları yaşayacağını tahmin edebiliyor musunuz?
AÇIK MESAJ
Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını ve birliğini savunmak bir suç haline getirilmiştir. Bu mücadele içinde yer alanlara karşı açık ve devamlı bir saldırı vardır. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri son dönemlerde özellikle hedef halinedir. Hükümetin bu konudaki sessizliği karşısında Genelkurmay devreye girme gereği hissetmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri yönetim kademesinin cenaze törenine tam kadro katılması, son derece anlamlıdır ve açık bir mesajdır. Ne olursa olsun, hükümet ne kadar yanlı ve yanlış içinde olursa olsun, bu milletin direncini kırmayı başaramayacaktır. Bu gelişmelerin belki de tek olumlu tarafı, herkesin gerçek yüzünün ortaya çıkmış olmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti ile hesabı olanları artık çok daha iyi biliyor ve tanıyoruz.


87
Ziyaretçi defteri kaydı
<< Başlat < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 Sonraki > Son >>